Tarafgirlik Kavgası / Muhammed Murat

İnsanoğlu ilk andan itibaren tarafgirlik kavgası içerisinde olmuş ve olmaya devam ediyor. Şüphesiz ki bunu engellemek mümkün olmadığı gibi düşüncenin bir sonucudur bu durum. Çünkü düşünmenin getirdiği karar verme yetisiyle ya bu ya da şu tarafta olmaya karar verir insan. Bununla birlikte ilerleyen yıllar, geçen asırlar hiçbir şeyi değiştirmemiş olabilir. Ancak tam anlamıyla her dönem böyle miydi tarafgirlik durumları emin değilim ben. Sokrates savunmasını yaparken de sanırım insanların büyük bölümü karşısında olmuştu. Elbette destekleyen insanlarda vardı kalpten. Ancak durum değişmedi ve ilelebet başlayan bir kavga devam etti.

Günümüz İnsanında Tarafgirlik Kavgası

Günümüzde baktığımızda tarafgirlik kavgası artık her boyutta kendisini gösteriyor. Ortada bir düşünce olmasına gerek yok. En büyük farkı da buradan geliyor bana kalırsa. Hemen her konuda insanların keskin bir bıçakla ayrılmış gibi hareket etmeleri söz konusu. Ayrıca diğer tarafa bakışın bu kadar gaddar olması da korkutucu geliyor. Bir belgeselde spor müsabakasında rakip takım taraftarını bıçaklayan holiganın sözleri geçiyordu. Kutsal bir davanın devamını sağlayacak görevi üstlenen asil bir kişi olarak gördüm kendimi, diyordu holigan. Evet, işte tam da bunu söylemek istiyorum galiba. Herkesin hedefinde kutsal davayı temsil etme gayreti ve amacı var. Kendi düşüncesini ya da tarafını bir kutsal inancı etrafında oluşturuyor günümüz insanı. Sonrasında karşı tarafa hain, düşman, suçlu demek çok daha kolay hale geliyor. Ancak aslında baktığımızda iki tarafında birbirinden hiçbir farkı yok.

Tarafgirlik Savunması

Necaşi, Mekke zulmünden kaçan Müslüman topluluğu kabul edip Kur’an okumaları ister. Ardından da ayağa kalkıp yere bir çizgi çizer. Sonrasında da “sizin dininiz ile bizim dinimiz arasında bu çizgi kadar bile fark yok,” diye ekler. Evet, insanlarımız arasında siyasi, sportif, toplumsal görüşlerde farklılık olsa da hepsi bu çizgi kadardır. Birbirini düşman görüp yok etmeye çalışmanın izahı olmamalı.

Düşünceye Taraf Olmak

İnsanların aslında başlı başına yaptıkları şey ise körü körüne inanmaktan öte değildir. Kendi düşüncenin ne ifade ettiği, ne anlama geldiği ya da neyi amaçladığını bilmiyor insan. Sadece duyduğu ve gördüğü üzerinden kabullenme söz konusudur. Bununla birlikte gelenek ya da kültürel anlayışta bunu sağlıyor. Daha geniş açıdan baktığında neler olabileceğini fark ettiğinde bir korku kaplıyor içini. Çünkü inandığı değerlerin yanlış olabileceğini görüyor. Bunu kabullenmek kolay olmadığı gibi şiddeti daha da artıyor. Tüm öfkesini karşı gruba sunmanın en doğrusu olduğuna karar veriyor. Sonrasında tarafgirlik kavgası büyüyor ve sürüyor.

Fikirleri doğrudan kabul etmek ve üzerinde kişisel bir çıkarım olmaması tam anlamıyla işe yaramaz durumdur. Kişinin bir bilgiyi nasıl kullanacağını öğrenmesi için fikir yürütmesi şarttır. Kuru kavgaların hiçbir netice vermediğini iki bin yıllık süre boyunca görmeye devam ettik. Farklı fikirlerin ve anlayışların “düşman” olarak kabul edilmesi de tam anlamıyla bir yozlaşma getirir. Fikirleri ne olursa olsun bunları kabul etmeden hareket etmenin anlamı yoktur. Herkes hep benim gibi düşünsün anlayışı bu yüzyılda geçerli değildir. Bunu anladığımız zaman sanırım her şey çok daha farklı olacak dünyamızda.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.