Bin Yıllık Kültür: Ayasofya Gezisi

Sadece Ayasofya gezisi bile İstanbul’a gelmenin başlı başına bir nedenidir. Çünkü Türkiye’nin en gözde şehrindeki bu yapının özellikleri görülmeye değerdir. Her dönemin en ihtişamlı yapısı olmayı başaran Ayasofya, hem tarihi hem de kültürel sanat eseridir. Onlarca asır boyunca daha gösterişli bir kilise yapılamadığı için varlığını devam ettiren bu yapı, birçok tarihi olaya da şahittir. Ortodoks Patriği için bir merkez olmasının yanı sıra imparatorlarda taç giyme törenlerini burada yapmıştır. Bu sayede köklü geçmişten aldıkları güçle ülkeyi yönetmeyi istemişlerdir. Bununla birlikte devasa yapının mimari anlamda da yeri ayrıdır. Ayrıca büyüleyici iç yapısına da mutlaka bakmak gerekir. İşte, şimdi Ayasofya gezisiyle sizleri o eşsiz yapının içine taşıyoruz.

Ayasofya Kelime Anlamı

Mimari yönden Hristiyanlar için son derece değerli bir yapı taşı olan Ayasofya, bilgelin kavramını öne çıkarır. Tanrı ile ilgili belirtilen üç nitelik mevcuttur. Bunlardan birisi olan bilgelik, sofya kelimesinin temsilidir. Eski Yunanca dilinde “Sofya” bilgelik anlamış taşırken “Aya” ise azize yani kutsallıktır. Halihazırda baktığımızda Osmanlı zamanında da “Kutsal Bilgelik” ifadesi bu yapı için çokça kullanılagelir. Günümüzde de yine eski medeniyetin sembolü olarak sanat eserlerinde bunu görmek şaşırtıcı olmayacaktır.

Ayasofya Tarihi

II.Constantius emriyle inşası yapılmış olan Ayasofya, 360 yılında ortaya çıkmıştır. Ancak daha önceki dönemlerde de yine aynı toprak üzerinde farklı kiliseler bulunuyordu. Buradan hareketle ifade edebiliriz ki bulunduğu konum da son derece kutsal hale gelmiş. Hep “Büyük Kilise” olarak ifade edilmiş olup halk ayaklanmaları, isyanlar ve çeşitli depremlerde zedelenmiştir. Ayrıca yangın felaketleri de yaşamıştır. Ancak sonrasında tadilatlarla tekrardan varlığını sürdüren dev yapı, 1453 yılına dek ara ara olsa da kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in özel isteği üzerine cami olarak kullanılmaya başlanan Ayasofya, heybetinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Bununla birlikte dönemin merkezi haline gelen İstanbul’un bir sembolü olmuştur. Bin yıl öncesinde de insanlar, bu bölgenin ziyaretini yaparak gördüklerini gittikleri her yerde anlatmayı sürdürmüşlerdir.

1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün talebiyle Bakanlar Kurulu kararı çıktı Ayasofya hakkında. Bunun sonucu olarak ibadethane olarak kullanımı bitti. Sonrasında daima müze olarak kullanımı için hazırlıklar başladı. Yerli ve yabancı turistlerin geldiği bir kültür merkezi haline dönüştü. Ardından ise günümüzde bir bölümü cami olarak kullanımda olan Ayasofya, yine aynı heybetine sahip olmayı sürdürüyor.

Ayasofya Gezisi Mimari Atmosferi

En eski yapı, eski bir kilise ve günümüzün camisi olan Ayasofya, 3 kez yeniden inşası olmuş bir yapıdır. Her gelen hükümdar ya da yöneticinin burada bir tadilat süreci başlattığını söylemek yanlış olmayacaktır. Kubbe, tunç kapıları, sütun ve kemerleriyle beraber mermer işlemeleri de ilgi çekicidir. Ayrıca mozaikler çok daha eski döneme ait olup çini örnekleri ise Osmanlı izleridir. Her dönemden farklı medeniyetlerin izlerini taşır. Bununla birlikte Mimar Sinan’ın imzası minarelerde görülmeye değerdir.

Ayasofya Kubbesinin Sırrı

Halihazırda Ayasofya gezisi özelinde ilk adım dışarıdan başlar. Yerden 55 metre yükseklikte olan kubbesiyle nasıl bir ihtişam sunduğunu dile getirmek çok daha kolay değildir. Kubbenin üzerinde Nur Suresi 35.ayeti mevcut olup güzel bir hat sanatı kullanımı söz konusudur.

Ayasofya Kapıları

Dıştan giriş için kullanıma uygun 5 kapı var olurken Ayasofya gezisi özelinde iç 9 kapısını bulunur. Kilise zamanından kalma mozaik yapılarının büyüleyiciliği de önem taşır. Ayrıca iç yapısı elips şeklindeki kubbe altında şekillenir. 7500 metrekarelik devasa bir alanı bulunurken 20 metreye kadar uzanan sütunlar karşımıza çıkar. Büyük sütunların ağırlığı ise 70 ton civarındadır.

Neden Ayasofya Gezisi?

İç mekanın bugün cami olarak kullanıldığı Ayasofya gezisi için nedenlerin sayısı oldukça fazladır. Her döneme ışık tutan yapının tüm koridor, duvar ve bölgelerinde farklı ip uçları bulabilmek söz konusudur. Ayrıca Osmanlı zamanında eklenen mihrap, minber, minare dışında dış mekanda da yenilikleri vardır. Türbelerle şadırvan ve payanda bölümleri de İstanbul tarihini gösterir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.